Cebinizde 1000 tane şarkı: iPod’un efsanevi yolculuğu

Hayatınız boyunca cebinize hiç iPod koymadıysanız bile o meşhur slogana en az bir kez rastlamışsınızdır. Apple, ilk iPod modelini “çığır açan bir dijital cihaz” olarak tüm Dünya’ya takvim yapraklarının 2001’i gösterdiği günlerde duyurdu. O dönemde taşınabilir müzik çalar piyasası, en hafif tabirle darma duman haldeydi.

MP3 çalarlar iPod’dan önce piyasada zaten vardı. Ancak satışları her geçen gün artmasına karşın hepsinin önemli sınırlandırmaları vardı. Ya küçük bir cihaz uğruna depolama alanından feragat etmek zorundaydınız, ya da daha fazla şarkı uğruna disk tabanlı büyük oynatıcıları tercih etmek durumundaydınız.

2000’lerin başındaki MP3 ve MP3 CD çalarların büyük çoğunluğu tek elle kullanıma uygun değildi. Kullanımları kolay veya şık da değildi. Genel bir düğme karmaşası hakimdi, yazılımları yetersizdi ve menülerinde gezinmesi zordu.

iPod’u farklı kılan ne oldu?

iPod farklıydı. Paslanmaz çelikten yapılmış, beyaz renkte, şık ve parlak, bir deste iskambil kâğıdı boyutundaydı. Etkileyici endüstriyel tasarımı dikkatleri üzerine çekiyordu. Bu, sadece müzik dinlemek için kullanılan bir cihaz değildi. Tıpkı o dönemde Mac kullanmanın size PC kullananlardan farklı, belki de yaratıcı biri olduğunuzu söylemesi gibi, iPod da sizin hakkınızda bir şeyler anlatıyordu.

iPod, birkaç nedenden ötürü dikkate değer bir cihazdı.

Boyut ve depolama

Creative Nomad Jukebox ve Archos Jukebox gibi 6 GB’lık sabit diskli cihazlar bulunsa da bunlar neredeyse CD çalar boyutundaydı. iPod ile taşınabilirlik ve depolama arasında seçim yapmak zorunda kalmıyordunuz. Bu, Apple’ın mühendislik şefinin Japonyaya yaptığı bir gezide, Toshiba’dan keşfettiği 1,8 inçlik sabit disk sayesinde mümkün oldu. Diğer oynatıcılar geleneksel 2,5 inçlik dizüstü bilgisayar sabit disklerini kullanıyordu.

Hız

iPod, o dönemdeki rakiplerinin kullandığı, son derece yavaş USB 1.1 yerine FireWire 400’ü kullanıyordu. Bir CD’yi iPod’unuza 10 saniyede yükleyebiliyordunuz; bu, diğer cihazlardan yaklaşık 30 kat daha hızlıydı.

Kaydırma tekerleği

Bu tekerleğin kullanışlılığı ve sadeliği abartılamaz. Bu konuyu gelecek bölümlerde daha detaylı ele alacağım.

Zarif endüstriyel tasarım

Yukarıda belirttiğim gibi, cihaz çok güzeldi. Bugün bir tuğla olarak adlandırabiliriz, ama yine de son derece parlak bir tuğlaydı.

Atlamayı önleme koruması

Sabit disk tabanlı MP3 çalarların dezavantajı, hareket ettirildiklerinde şarkı atlaması yapmalarıydı. iPod, dahili 32MB flaş bellek tamponu sayesinde 20 dakikalık atlama önleme korumasına sahipti. Bu, sabit diskin ne sıklıkta dönmesi gerektiğini sınırlayarak pil ömrünü 10 saate çıkarması gibi bir ek fayda da sağlıyordu.

iTunes, otomatik senkronizasyon ve çalma listeleri

Apple, iTunes yazılımı ile iPod’un ilk “eksiksiz ve sorunsuz MP3 müzik çözümü” olduğunu özellikle vurguladı. Müziğinizi yönetmek ve otomatik olarak iPod’unuzla senkronize etmek için iTunes’u kullanmak, diğer MP3 çalarların gerektirdiği hantal yazılımlara kıyasla rüya gibiydi. Özellikle iTunes, çalma listeleri oluşturmayı kolaylaştırıyor, iPod ise bunları çalmayı basit hale getiriyordu.

Geniş, arkadan aydınlatmalı ekran

160×128 çözünürlüğe sahip LED, arkadan aydınlatmalı LCD ekranı sayesinde iPod, bir bakışta altı satır metin ve şarkı detaylarını gösterebiliyordu.

CD kalitesinde ses

iPod’un en büyük özelliği olmasa da Apple, yüksek bit hızlı şarkılardan en iyi şekilde yararlanmak için gelişmiş frekans tepkisi sağlayan Neodimyum dönüştürücü mıknatıslara sahip kulaklıklarla övünüyordu.

Beyaz kulaklıklar

Artık Apple cihazlarında buna alıştık, ancak o zamanlar diğer cihazlar siyah kulaklıklar ve siyah bir kabloyla geliyordu. Apple, iPod’u çoğunlukla cebinizde taşıyacağınız biliyordu ve insanlara sahip olduğunuz cihazın ne olduğunu göstermenizin bir yolunu bulmak istiyordu. Beyaz kablo ve kulaklıklar o kadar popüler oldu ki Apple, bir dizi dans eden iPod “silüet” reklamında bu tasarımdan faydalandı.

Tüm bu unsurların birleşimi, iPod’u sektörün dikkate alması gereken bir şey haline getirdi. O zamanlar bir MP3 çalarda bulabileceğiniz en yüksek depolama alanı iPod’da değildi, iPod ilk MP3 çalar da değildi ve kesinlikle en ucuzu da değildi. Zira ilk iPod’un lansman fiyatı 399 dolardı. Ancak şıktı, kullanımı kolaydı ve iTunes ile birleştiğinde eksiksiz bir paketti.

İlk iPod deneyimi ve zorlukları

iPod kullanmak, bugünün standartlarına göre bile kolay değildi. Öncelikle bilgisayarınızda kendi MP3 müzik kütüphanenizin olması gerekiyordu. iTunes Music Store henüz çıkmamıştı ve piyasada herhangi bir müzik yayın hizmeti de yoktu. Yani ya başka bir platformdan satın alıyor, ya CD’lerden kopyalıyor ya da Napster, Limewire gibi mecralardan korsan yollarla indiriyordunuz. Ardından iPod’unuzu bilgisayara bağlamanız, iTunes’u açmanız, müziği senkronize etmeniz ve sonra oynatabilmek için bağlantısını kesmeniz gerekiyordu.

Ancak o zamanlar farklıydı. Kendi müzik kütüphanenizi yönetmek gurur duyulacak bir yükümlülüktü. İnsanlar kütüphanelerinin kaç şarkı ve kaç gigabayt olduğunu ve nasıl düzenlediklerini anlatmaktan gurur duyuyorlardı. Kütüphanelerini oluşturmak, ses dosyası etiketlerini düzenlemek ve WinAmp oynatıcılarını özelleştirmek için harcadıkları emekten gurur duyuyorlardı.

Müzik korsanlığının altın çağı

Müzik korsanlığı o dönemde epeyce sıcak bir konuydu. iPod hiçbir DRM (Dijital Haklar Yönetimi) içermiyordu ve korsanlığı daha da yayacağı yönünde eleştiriler aldı. Apple’ın “Rip. Mix. Burn.” reklam kampanyasını hatırlayan var mı? Kendi CD’lerinizden Mac’inize müzik kopyalamanın ne kadar kolay olduğunu gösteriyorlardı. Apple ayrıca iPod’u, üzerinde “Müzik çalmayın” yazan bir kılıfla paketlemişti.

Tasarım ve miras

Açıkçası, iPod’un başarısının temelini kaydırma tekerleği oluşturuyordu. Dokunmatik yetenekten yoksun küçük bir ekranda uzun şarkı listelerini kaydırma, ses seviyesini ayarlama ve menülerde gezinme sorununu kusursuz bir şekilde çözüyordu. Duyulabilir tıklama geri bildirimi ile birleşince kullanımı çok kolaydı.

Özellikle tek elle kullanımı çok basitti. O dönemde çok az MP3 çalar böyleydi. Ekrana bakmadan bile ses seviyesini artırabilir, şarkı atlayabilir, şarkı içinde ileri-geri sarabilir veya menülerde kolayca gezinebilirdiniz.

iPod, taşınabilir bir cihazda kaydırma tekerleğine benzeyen bir kontrolün ilk kez kullanıldığı cihaz değildi. Sony yıllarca PDA gibi cihazlarında jog dial adlı bir varyasyon kullanmıştı. Ancak bu her zaman cihazlarının yanına sonradan eklenmiş gibi hissettiriyordu ve Apple’ınki kadar hassas veya hızlı değildi. Elbette Apple’ın bu teknoloji için B&O BeoCom telefonundan ilham aldığı da biliniyor.

Bugün iPod’lar artık yok ve tüm iOS cihazları dokunmatik ekranlı. Ancak Apple’ın kaydırma tekerleğinden öğrendikleri, Apple Watch’ta bulunan Digital Crown’a evrildi.

2000’lerin başında iPod kullanmanın nasıl bir his olduğunu bugün hayal etmek zor. O, tek bir şeye odaklanmış, en sevdiğiniz müziği çalmanıza yardımcı olmak için tasarlanmış özel bir cihazdı ve bunu çok iyi yapıyordu. Çoklu görev yapmasına veya işlev görmesi için başka bir karmaşıklığa sahip olmasına gerek yoktu. Basit, zarif ve gösterişli bir cihazdı. Bugün pek böyle şeyler yok. Her mobil cihaz esnek, çoklu görev yapabilen ve sizin için hemen hemen her şeyi yapabilen bir cihaz olmayı hedefliyor.

Bir iPod bulmak ve kullanmak

İlk iPod’a her zaman hayranlık duymuşumdur. 2002’de ikinci nesil 10GB’lık iPod’u satın almıştım. Lise yıllarımın ortasındaydım ve bu benim için yüklü bir harcamaydı.

İkinci nesil iPod, birinci nesile bayağı benziyordu, ancak daha fazla depolama seçeneği (10GB ve 20GB) ve küçük fiziksel değişiklikler vardı. Mekanik kaydırma tekerleğinin yerine dokunmaya duyarlı bir tekerlek gelmişti.

Sonunda o iPod’u kulaklıkları takılıyken düşürdüm ve kulaklık girişi bozuldu. Onu açtım, yeniden lehimledim ve maalesef sattım. O zamandan beri hep özledim.

Bu yılın başlarında, bir zamanlar sahip olduğum gibi ikinci nesil bir iPod aramaya başladım. Aslında önce birinci nesil aramayı düşündüm, ama dürüst olmak gerekirse bağlantı noktalarının yanında metal yerine beyaz bir plastik parça olmasını sevmedim ve mekanik kaydırma tekerleğinin sorun çıkarma olasılığından endişe ettim.

Eğer siz de aynı şeyi yapmaya karar verirseniz, birkaç öneride bulunabilirim. Öncelikle 20 yaşında bir cihazdan bahsediyoruz ki birinci nesil alırsanız daha da eski, bu yüzden pil ve sabit diskin durumundan endişe etmelisiniz. İkinci el alışveriş sitelerinde pili yenilenmiş iPod ilanlarına rastlamanız çok muhtemel.

Elbette satılık gördüğünüz erken dönem iPod’ların büyük çoğunluğunda tonlarca çizik ve hatta ezikler olacaktır. Kusursuza yakın bir model için para saçmayı planlamıyorsanız, bu kadar eski bir cihaz için bu beklenen bir durum. Ancak iPod’un ön yüzü sadece plastikten olduğu için, biraz bakım uygulamalarıyla eski ihtişamına kavuşturmak da mümkün. Mükemmel olmayacaktır ama hiç değilse çiziklerden zımparaya dönmüş yüzeyden de kurtulursunuz.

Birkaç aylık arama sonucunda, pili yenilenmiş ve fahiş fiyatta olmayan, iyi durumda bir tane buldum. Yine de kargo dahil hatırı sayılır bir miktar ödedim.

iPod’u güncel cihazlara bağlamak

Birkaç gün sonra yeni iPod’um gelmişti. Peki bu FireWire iPod modelini, modern M1 tabanlı MacBook Pro’ma, macOS 12’de bağlayabilecek miydim? Yakın zamanda Apple Music (eski adıyla iTunes), iOS cihazlarını senkronize etmeyi durdurmuş ve bu işlevsellik macOS Finder’a taşınmıştı.

Tek yapmam gereken FireWire 400’ü Thunderbolt 3’e bağlamanın bir yolunu bulmaktı. Bu da oldukça fazla adaptör ve dönüştürücü gerektirdi:

  • Thunderbolt 3’ten Thunderbolt 2’ye
  • Thunderbolt 2’den FireWire 800’e
  • FireWire 800’den FireWire 400’e (Apple adaptörü bulamadım, ikinci elden bir tane aldım)
  • FireWire 400 6-pin’den 6-pin’e Apple kablosu

Bu dönüştürücülerin maliyeti oldukça yüksek. Toplamda, hepsi için neredeyse iPod’un yarı fiyatını ödedim. Bu iPod işinin maliyeti toplamda yaklaşık 5000-6000 TL seviyelerine ulaştı. Peki buna değer miydi? Kesinlikle.

Neyse ki her şeyi bağladıktan sonra cihaz sorunsuz çalıştı. Kısa bir süre sonra iPod’da “Bağlantıyı kesmeyin” mesajı belirdi ve macOS’taki Finder uygulaması iPod’u hem bir iPod hem de bağlı bir sabit disk olarak gösterdi.

Finder’da iPod’u seçerek müzik, podcast ve daha fazlasını senkronize etme yeteneğiniz var. Temel olarak ana Apple Music veya Podcast uygulamalarınızdan algıladığı ses dosyalarını yüklüyor. Elbette bu sadece sahip olduğunuz gerçek dosyalar için geçerli; örneğin Apple Music’in yayın hizmetindeki müzikler için değil. Birkaç podcast seçip senkronize ettim. Birkaç dakika sonra iPod’da dinlemeye başlamıştım bile.

Senkronizasyon tamamlandıktan sonra, iPod’u Finder’dan çıkardım ve FireWire kablosunu çıkardım.

Nasıl açılıyordu bu iPod?

iPod’u nasıl açacağımı hatırlamam biraz zaman aldı. Hold anahtarını kapatmam ve cihazı uyandırmak için bir düğmeye basmam gerekiyordu. Ardından bir podcast bulmak için menülerde gezindim. Kaydırma tekerleğiyle satır satır kaydırmak, duyulabilir geri bildirimiyle birlikte çok tatmin ediciydi. Tüm nostalji geri geldi.

Sonra o küçücük 1,8 inçlik sabit diskin çalışmaya başladığını duydum. Yıllardır SSD’li cihazlar kullanıyorum, dönen bir sabit diske sahip böyle bir taşınabilir cihaz kullandığımı en son ne zaman hatırladığımı bilemiyorum. Aynı zamanda bu kadar narin hissiyatlı dönen bir diskle, böyle bir taşınabilir cihaz kullanma konusunda biraz paranoyak oldum.

Elbette iPod’da Bluetooth yoktu, bu yüzden kulaklığımı bağlamak için Lightning dönüştürücü kablosu kullandım.

iPod’un etkisi ve gelecek

iPod’un Apple, endüstri, popüler kültür ve daha fazlası için ne kadar etkili olduğunu belirtmeye gerek yok. İlk iPod artık Modern Sanat Müzesi’nde bile sergileniyor. Toplamda 450 milyon adet iPod cihazı satıldı.

Apple, ilk iPod’dan yaklaşık 1,5 yıl sonra iTunes Müzik Mağazası’nı tanıttı. Başlangıçta 200 bin şarkılık (bugün 43 milyon) müzik koleksiyonundan 128kpbs AAC şarkı seçmek, 99 sent ödeyerek indirmek ve sonra hareket halindeyken dinlemek için iPod’unuzla senkronize etmek son derece basit bir işti.

Korsanlıkla savaşmanın en kolay yolu kolaylıktı ve Apple, eksiksiz bir paketin ne kadar güçlü olabileceğini gerçekten gösterdi: Zarif ve taşınabilir ses cihazı, harika müzik kütüphanesi yazılımı ve sağlam entegre bir müzik mağazası.

iPod ilk MP3 çalar değildi, ancak kusursuz endüstriyel tasarımı ve yeni nesil yazılımı onu ikonik hale getirdi.

Sonraki sürüm ve nostalji

Eğer yerim olsaydı, koleksiyonuma eklemek isteyeceğim birçok ilginç erken dönem Apple cihazı var. Ancak bu iPod mükemmel bir başlangıç oldu. Aynı zamanda ilk nesil iPod Nano’nun hayranıyım. Eğer iPod nostaljisini tatmak istiyorsanız, başlamak için uygun bir ürün olabilir. Flaş tabanlıydı ve bir USB bağlantısına sahipti. Yine de aşırı minimalizmi ve kontrol eksikliği nedeniyle beklentileri karşılamayan küçük, üçüncü nesil iPod Shuffle modelini gerçekten merak ediyorum. Apple, kulaklık kablosundaki uzaktan kumanda düğmelerinin ve VoiceOver navigasyonunun kullanılmasını bu cihazla teşvik etmişti.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir